Arkas Holding’in sanatsever ve bilge patronu Lucien Arkas

588 Okunma
 Arkas Holding’in Patronu Lucien Arkas ve Sanat Danışmanı Niko Filidis’in girişimiyle eski görkemine kavuşan Büyükada’nın simgelerinden John Paşa Köşkü’nü anlatan röportajımızda (Paros Dergisi sayı 98, Kasım 2019); Arkas Holding’i -kurumsal ve sosyal sorumluluk algısıyla yürüttüğü çalışmalarının yanı sıra oluşturduğu benzersiz sanat koleksiyonuyla- örnek bir kurum olarak nitelemiş, Holding’in sanatsever patronu Lucien Arkas’ın da bilge bir iş insanı olduğunu vurgulamıştık. İzmir’deki ofisinde ziyaret ettiğimiz Lucien Arkas’la tanışınca, Türkiye’nin en büyük konteyner gemi filosunun sahibi, bu başarılı iş insanının sevecenliği ve mütevazılığı karşısında hayranlığımız bir kez daha arttı. Asaleti ve titizliği buluşturan kişiliğiyle, ülke ekonomisine ve kültürüne değerli katkılar sunmaya devam eden Lucien Arkas’ın, üç yüzyıl öncesinin Türkiye’sinden başlayıp günümüze uzanan aile hikâyesi, gençlerin ders alması gereken bir başarı öyküsü.
 Arkas Türkiye’de uluslararası taşımacılığın simgesi oldu. Siz de genç yaşta başına geçtiğiniz ve adeta bir imparatorluğa dönüştürdüğünüz şirketinizde üçüncü kuşağı temsil ediyorsunuz. Öncelikle bize ailenizi tanıtır mısınız?
 
Anne tarafım Fransa, baba tarafım ise Venedik Korfu’dan gelerek İzmir’e yerleşmişler. Fransa’dan gelen ailemizin bir üyesi 1711 yılında İzmir’de ihracatla ilgilenmeye başlar. Korfu Adası’nda yaşayan Arkas ailesi yani baba tarafım ise 1815’te Waterloo Savaşı’nın ardından, adanın İngiliz yönetimine geçmesiyle Korfu’dan ayrılarak İstanbul’a yerleşir. Dedem Gabriel Jean Baptiste Arcas, burada İzmirli Fransız bir kızla tanışır, evlenirler. Neticede dedem de eşi vesilesiyle İzmir’e yerleşerek, 1902’de iki Fransız ortakla bir ithalat şirketi kurar. Birinci Dünya Savaşı sırasında ortakları Türkiye’den ayrılınca da işini tek başına sürdürür. Anne tarafım Fransız olduğundan Osmanlı ile Fransa arasında imzalanan kapitülasyonlardan dolayı ayrıcalıkları vardı. Ancak Osmanlı tebaasına geçmemişlerdi, dolayısıyla Birinci Dünya Savaşı sırasında İzmir’den Fransa’ya göç ederler. Dedem Osmanlı tebaası olduğundan ülkeden ayrılmaz. O zamanlar erkek ne ise kadın da onun hüviyetine geçerdi, dolayısıyla Fransız babaannem de İzmir’de kalır. Dedem nüfuzlu bir adamdı, şirketi 1935’e kadar yönetti. Annemin dedesi Nicolo Aliotti, İzmir’de çok önemli bir İtalyan tüccar ailesiydi. Alsancak’ta depolarının bulunduğu caddeye soyundan kaynaklı Aliotti Bulvarı adı verilmişti.
 Aile hikâyeniz, 300 yıllık bir tarihi geçmişi içerdiğinden çok değerli bir belge niteliğinde. Ne yazık ki dergimizde sadece kısa bir özetini verebileceğiz. Savaş sonrasında işlerin nasıl yürüdüğünü de kısaca özetler misiniz?
 Birinci Dünya Savaşı sonrasında 1919’da imzalanan Sevr Antlaşması sonucu İzmir’in Yunanistan’a verilmesi kararı alındığında dedem, o sırada 17 yaşında olan oğlunu yani babamı Fransa’ya gönderir. Akıllı bir adamdı, İzmir’de hareketli günler yaşanacağını tahmin etmişti. Dolayısıyla babam, 1919’da Fransa’ya yerleşir, eğitimine de orada devam eder. 1922 İzmir Yangını sırasında, dedelerim büyük zarar görür. Zor günler yaşanır. Savaş yüzünden yetimler çoğaldığından anne tarafı büyük dedem Nicolo Aliotti, İtalyan Okulu’nun yetimhaneye dönüştürülmesini sağlar. Halen İtalyan anaokulu ve ilkokulu olarak faaliyetini sürdürüyor ve 100 öğrenci eğitim görüyor.
 Babanız Lucien Gabriel Arcas, ne zaman döndü İzmir’e?
 Savaş günleri geride kalıp Cumhuriyet ilan edilince dedem babamı geri çağırır ama babam Fransa’dan hemen dönmek istemez fakat dedemin vefatına yakın döner.
...
Makalenin devamını dergimizden okumaya devam edebilirsiniz.
Paros Dergisini anlaşmalı bayilerimizden ya da web sitemizden online olarak satın alıp okuyabilirsiniz. 
Online Dergimizi Satın Almak İçin - Online Dergi
Size En Yakın Bayi İçin  - Bayilerimiz