Divan-ı Hümayun tercümanı Aleksander Mavrokardato

73 Okunma
Osmanlı İmparatorluğu, bilindiği üzere, 17. yüzyıl sonlarından itibaren ardı ardına gelen yenilgilerden önce Avrupa diplomasisine uyum sağlama konusunda çok istekli davranmamış ancak bu dönemden sonra durum değişmiştir. Diplomasinin ön plana çıkmasıyla birlikte tercüme konusu önem kazanmıştır zira uluslararası diplomasinin bir parçası olabilmek için dil bilmek zaruridir. Osmanlılar tercümanlık için Rumları tercih etmişlerdir. Bu durumun en temel nedeni Rumların deniz ticaretine olan hakimiyetleri ve buna bağlı olarak Avrupa kültürü ile daha haşır neşir olmalarıdır. Nüfuzlu Rum tercümanların ilki Panayotaki Nikisios Efendidir. Kendisinden sonra bu mevkiye bir süreliğine Ali Ufki Bey tayin edilir. Ali Ufki Bey aslen Polonyalı olup savaş esiri olarak Osmanlı ülkesine getirilmiş, Enderun’a alınmış, var olan musiki bilgisine Türk musikisi üzerine uzmanlığı da eklemiş bir isimdir. Ancak tercümanlık görevinde, öyle anlaşılıyor ki başarısız olmuş ve kısa bir süre içinde yerine Aleksander Mavrokordato getirilmiştir.
 Mavrokordato’nun bu göreve getirilmesindeki en temel etkenler hiç şüphe yok ki zekâsı ve farklı dillere olan hakimiyetiydi. Aslen aristokrat bir Rum ailesine mensuptu. Babası Pantelis, Sakızlı bir ipek kumaş taciriydi. Annesi ise sığır ticareti sayesinde zenginleşen Skarlattos’un kızıydı. Bundan dolayı Aleksander Mavrokordato’dan Osmanlı kaynaklarında “İskerletzade” lakabıyla da bahsedilir. Annesi iyi bir eğitim almış olduğundan, oğlunun yetişmesinde önemli rol oynamıştır. Ailesinin zenginliği sayesinde İtalya’da Roma ve Padova’da tıp ve felsefe eğitimi almış, pek çok Batı diline hakim olmuştur. Solunum organları ve kan dolaşımını konu alan doktora tezini ise Toskana grandükü Ferdinand’ın da hazır bulunduğu bir kurulun önünde savunmuştur. Sonrasında İstanbul’a dönerek yirmili yaşlarda olduğu halde Fener’deki Rum mektebinde tıp, felsefe ve hitabet dersleri vermiştir. İlave olarak bildiği dillere Arapça ve Türkçeyi de katmış, Tıp bilimine olan hakimiyeti sayesinde sadrazam Fazıl Ahmet Paşa’nın dikkatini çekmiş ve onun özel doktorluğunu yapmıştır. Kuvvetle muhtemel ki tercümanlık vazifesine gelmesinde bu pozisyonun önemli rolü vardı. Antoine Galland’ın günlüklerinden öğrendiğimize göre Mavrokordato aynı zamanda Fransız elçisi M. De Nointel’in de özel hekimiydi.
 Bu meziyetlerinin de etkisiyle 1675’te Köprülü Mehmet Paşa’nın oğlu Fazıl Ahmet Paşa tarafından Divan tercümanlığına getirilen Mavrokordato’nun, bunun öncesinde bir süre Panayotaki Nikisios Efendinin yardımcılığını yapmış olması ona bu görevde ciddi bir deneyim kazandırmıştır. Hayatını, Boğdan prensliği yapmış olan Büyük Stefan’ın soyundan gelen Sultana Krizokleo ile birleştirmiş, bu vesileyle Eflak ve Boğdan’ın soylu aileleri ile de akrabalık kurmuştur. Nitekim gelecekte oğlu Nikola, önce Boğdan sonra da Eflak beyi olacaktır. MAVROKORDATO, DİVAN TERCÜMANLIĞINA GETİRİLİYOR Divan tercümanlığına getirilmesi ona diğer gayrimüslimlere verilmeyen birtakım haklar kazandırır. Bunlar arasında sakal uzatabilme, silahlı koruma edinebilme, ata binebilme, kakım kürk giyebilme hakkı bir çırpıda akla gelenler... Ayrıca maiyetinde çeviri işlerinde yardımcı olmak üzere sekiz dil oğlanı ile on iki de hizmetkâr bulundurmasına müsaade edilir. Gerek kendisi, gerekse de yardımcıları cizye vergisinden muaf tutulur. Bulunduğu makamın önemi onun devrinde giderek artar. Bu durumun en temel nedeni o vakte kadar diplomasiye pek de önem vermeyen Osmanlıların bu devrede uğradıkları yenilgileri takiben bu sahayı önemsemeye başlamalarıdır. Özellikle Mavrokordato’nun maiyetinde bulunduğu reisülküttabın önemi fazlasıyla artmıştı. Mavrokordato işgal ettiği pozisyon gereği oldukça önemli devlet sırlarına vakıftı. Biraz da bu sebeple Galland, günlüklerinde ondan ketum bir adam olarak bahseder. ANNESİ VE KARISIYLA BİRLİKTE HAPSEDİLİYOR Köprülüler, bilindiği gibi Osmanlı Devleti’nin neredeyse yarım asrına damgasını vuran bir ailedir. Sonraki yıllarda da tercüman olarak hizmet vermeye devam eden ve büyük nüfuz kazanan Mavrokordato’nun talihi, yine Köprülü ailesine damat olması hasebiyle, bu aileden sayılan Merzifonlu Kara Mustafa Paşa zamanında tersine döner. Paşa’nın 2. Viyana Kuşatması sırasında önce başarısız olması sonrasında da merkezde bulunan rakiplerinin de tesiriyle kellesini kaybetmesi neticesinde ona yakınlığıyla tanınan isimler de zor günler yaşamaya başlayacaklardır. Mavrokordato da annesi ve karısı ile birlikte bu süreçte Edirne’de hapsedilir. Ancak yerine getirilen Venedik dönmesi Sefer Ağa’nın yetersizliği yüzünden sadrazam Kara İbrahim Paşa, Mavrokordato’yu yüklü bir para ödemesi karşılığında affederek tekrardan görevine iade edecektir. İşin ilginç tarafı Kara İbrahim Paşa aynı zamanda Mavrokordato’nun velinimeti olan Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın başını yiyen kişidir.
Makalenin devamını dergimizden okumaya devam edebilirsiniz. Paros Dergisini anlaşmalı bayilerimizden ya da web sitemizden online olarak satın alıp okuyabilirsiniz. 
Online Dergimizi Satın Almak İçin - Online Dergi
Size En Yakın Bayi İçin  - Bayilerimiz