Eski İstanbul’un alamet-i farikalarından sokak köpekleri

149 Okunma
 Tarih içinde İstanbul’la özdeşleşen bazı özellikler vardır. Öyle ki bu özellikler şehre gelen her seyyahın hemen dikkatini çeker. Haliç manzarası, mezarlıklar, selâtin camileri, seyyar satıcılar, Galata Köprüsü ve tabii ki sokak köpekleri. Şimdilerde eskisi kadar göz önünde olmasalar da köpekler bir vakitler belli bir saatten sonra şehrin tek hâkimiydiler. Hatta İspanyol Vicente Biasko İbanez gibi, bu hayvanları şehrin sembolleri olarak kabul eden seyyahlara bile rastlamak mümkündür. Ona göre Venedik’te San Marko Meydanı’ndaki güvercinler nasıl ki bu kentle özdeşleşmişse, köpekler de İstanbul’un alamet-i farikasıdır. Yine İbanez’e göre söz konusu hayvanları görmeden önce zihinlerde oluşan imge ile onları gördükten sonra oluşan imge birbirinden çok farklıdır.
 İstanbul’a gelmeyi tasarlayan bir gezgin; çirkin ve tüyleri diken diken, bir deri bir kemik, ağzından köpükler saçan, kuduruk hayvanlarla karşılaşmayı bekler. Hâlbuki İstanbul köpekleri şişman, pırıl pırıl tüyleri olan, nazik ve oyunbaz hayvanlardır. Gerçi yeri gelmişken hemen belirtmek gerekir ki köpeklerin durumu bulundukları semte göre de değişkenlik gösterebilmekteydi. Mesela Frenklerin Pera’sında bulunan köpekler görece daha cılız kalmışlardır. Zira bu hayvanlar; mobilya, kürk, kuyumcu mağazaları, kitapçı dükkânları, eczahaneler ile donanan bu diyarda yiyecek bulma konusunda talihsizlik yaşıyorlardı. Her şey bir yana zaten genel olarak Frenkler de bu hayvanların varlığına tahammül edemiyorlardı. Hatta fırsatını bulan levantenler, musibet olarak gördükleri bu hayvanları zehirleyerek öldürme yoluna gidiyorlardı. Köpeklerin de intikamı gecikmiyordu. Bazı gezginler eserlerinde, köpeklerin Müslüman kılığındaki kişilere ilişmediklerini, buna karşılık Frenk kılığındaki kişilere saldırdıklarını kaydeder.
 Türklerin yoğunlukta olduğu semtlerde yer alan kelle-paça dükkânları, lokantalar, fırın ve pastaneler, bu semtlerin köpeklerine her gün bir şölen çıkarıyordu. Hatta bazı zamanlarda Türkler, yavrularını emziren köpeklere özel olarak kendi yemeklerinden getirip bir kap içinde veriyorlardı. İspanyol yazar Vicente Biasko İbanez, köpeklerin; Türk halkının, tüm hayvanlara karşı gösterdiği sevgi ve şefkatten geçimlerini temin ettiklerini belirtir. Köpekler, askerler tarafından da besleniyordu. 19. yüzyıl ortalarında İstanbul’a gelen seyyah Gerard de Nerval, Taksim’deki topçu kışlasında bulunan neferlerin ikişerli gruplar hâlinde taşıdıkları kazanların içindeki yiyecekleri, kışlanın hemen dışındaki çayırlıklarda bekleyen yüzlerce köpeğe dağıttıklarını anlatır. Bunlar, kışladaki askerin tayınlarından artan yiyeceklerdi. Köpekler sadece yerli halktan değil, turistlerden de nasiplenmekteydi. İbanez, otelde yemek yedikten sonra artan ekmek parçacıklarını topladığını lakin genellikle oteldeki diğer müşterilerin bu konuda kendisinden daha erken davrandıklarını dile getirir.
 ....

Makalenin devamını dergimizden okumaya devam edebilirsiniz.
Paros Dergisini anlaşmalı bayilerimizden ya da web sitemizden online olarak satın alıp okuyabilirsiniz. 
Online Dergimizi Satın Almak İçin - Online Dergi
Size En Yakın Bayi İçin  - Bayilerimiz