Gel senin adın Nergis Moğol olsun!

112 Okunma
 Bu ay sizlere “unutulmuş” ve “kaybolmuş” kelimelerinin dolu dolu karşılığı olabilecek bir hayattan bahsetmek istiyorum. Aslında ondan önce anlatmak istediğim başka hayatlar vardı ama onun bu unutuluş ve kayboluşunu bir nebze olsun bitirmek adına fikrimi değiştirdim. “Türk Sinemasında Azınlıklar ve Yabancılar” kitabımın araştırmaları sırasında, Yeşilçam’ın 1950’li yıllarını bilenler tarafından bana söylenen isimlerden biriydi. “Nergis Moğol’u unutma!” dediler. İyi de kimdi bu Nergis Moğol... Efendim, ünlü bir dansözmüş, filmlerde hem dans edermiş hem de vamp kadın rollerine çıkarmış, ayrıca çok da güzel bir kadınmış... Peki bu kadın neden Türk ismi kullanıyor dediğim zaman da 1940 ve 50’li yıllarda sahneye çıkmış azınlık kadınlarının çoğunun Türk ismiyle şöhret olduğunu söylediler.
 Bu kadının azınlık olduğunu anlamıştım ama hangi millettendi bunu çözemiyordum. Fotoğraflarından çok hoş bir fiziğe sahip olduğu anlaşılıyordu ama kimdi bu kadın? Başka bir konu için Şişli’deki evine görüşmeye gittiğim sevgili Agop Ayvaz’a sormuştum onu. Tüm sempatikliğiyle Nergis Moğol’un Ermeni olduğunu anlattı bana. Asıl ismi de Anahid Simonyan imiş. Onunla 1952’de Kulis dergisi için röportaj yapmış. Ermeni sanatçıların en ünlülerinden biriymiş. Ayrıca Ermeni olduğu için de gurur duyarmış. Benim “dansözmüş” sözümü her seferinde “dansçı” diye düzeltti Agop Ayvaz. Belki de böyle anılmasını istiyordu.
 Yaptığım araştırmalar sonucu, Nergis Moğol’un 1956 yılından sonra ne sahnede ne de Türk sinemasında olmadığını belirlemiştim. Agop Bey’e bunu sorduğumda 1950’li yılların sonunda ortadan kaybolduğunu, sonraki hayatı hakkında hiçbir bilgisi olmadığını söylemişti. İnsan, demek ki bu unutuluş ve kayboluş o zamanlardan başlamış demekten kendisini alamıyordu. İşte bu yazı Agop Bey ve Nergis Moğol’u tanıyanların anlattıklarıyla ortaya çıktı. Onlar bana anlattılar, ben de size anlatıyorum.
 “Sanat dünyasının en önemli ve göz alıcı koludur tiyatro. Ne zaman ki bir oyun izleyelim sahnede, karşımızda ressam kendi fırçasıyla, müzisyen kendi enstrümanıyla, dansçı da dansıyla konumlanır. Sonuçta birçok sanat kolu birleşip, bir dünyanın üç tarafını oluşturur. Bu dünyanın adı da sahnedir. İstanbul sahneleri için önemli bir isimdi Nergis Moğol... Nergis, kendi gücüyle, bu en zor sanat dalında kendisine yeni bir dünya kurup parlamıştı...” diye tanımlıyordu Agop Ayvaz...
Makalenin devamını dergimizden okumaya devam edebilirsiniz. Paros Dergisini anlaşmalı bayilerimizden ya da web sitemizden online olarak satın alıp okuyabilirsiniz. 
Online Dergimizi Satın Almak İçin - Online Dergi
Size En Yakın Bayi İçin  - Bayilerimiz