İlaçlı Bez Yara Bandı Tanesi 1 Lira

165 Okunma
Moda dünyasının kara gözlüklü ikonu Alman tasarımcı Karl Lagerfeld, beyaz bir gecelik dışında giyimin değersiz olduğu öteki dünyaya göç etti. Mirasını kedisine bıraktığını duydum. Çıtı pıtı kedi yürüyüşlü mankenlerden anlamlı bir intikam almış oldu böylece. “Moda” kelimesinin emeklediği yıllarda, günlük hayatımızı kedi etli lahmacun seyyarı, güğümleri sırtlayan yarı baygın atıyla sütçü, burnundan zincirli bir ayıyı zıplatıp duran Çingenler doldururken, birden mor renk modası bizim balıkçı varoşu Kumkapı’ya bile sirayet etmiş, almış başını gitmişti. İnsanlar mor renkli bluzlar, gömlek, hırka, pantolon, fular, kep, ne bulsalar üzerlerine geçiriyor ve topluma şirin görünmeye, tüm zamanların en havalı kelimesi gibi “adapte” olmaya çalışıyorlardı. Anadolu kökenliler için adaptasyon çok önemlidir. Belki de yabancı bir kavramın içinde, sihirli şekilde “adap” yani ahlak kelimesinin geçmesi nedeniyledir.
Mor renk giymemek neredeyse ayrımcılığa uğramaya, aşağılanmaya yeter de artardı bile. Allahtan bu moda çok kısa sürdü de insanlık, suratına yumruk yemiş gibi kalıcı bir morluktan kurtulmuş oldu. Kim bilir belki de para babalarının korkulu rüyası devletçi ve kolektivist Sovyet Kızıl ekonomisinin çok sükse yaptığı o seneler, antikomünist medya ve moda klikleri, milleti başka renklere yönlendirerek sol ideolojiden uzak tutmak için bu modayı yaratmışlardı. Halk, gözünün şiştiği haller dışında mor rengin ne olduğunu bilmezdi. Bir de Lila diye pek havalı bir renk ismi vardı. Ayakkabı ve çantaları betimlemek için kafası topuzlu veya perma saçlarıyla kuaförden çıkmış kadınlar tarafından bolca kullanılırdı. Halk uçak kaçıran Filistinli Leyla’yı bile bilirdi de lilayı bilmezdi. Hatta sınıf arkadaşlarımdan çoğu yeşil erik çıktığında tuza banıp salyaları akacak şekilde yemelerine rağmen nedense yeşile, mavi derlerdi. Mordan gına getirten mor modası tutmadı ama Getronagan denen yani Türkçesi “merkez lisesi” olan, yeraltı ve varoş görünümlü sokaklarla dolu Kemeraltı bölgesindeki okulumuzda, “mor adamlar” adlı absürt bir fıkra yayılıverdi. Sonradan kapitalist hırs, fırsatçı halkı da yanına alıp, eşitlikçi komünal ekonomiyi dize getirdi de böyle ani ve dengesiz manipülasyonlardan kurtulmuş olduk. Her şeye rağmen günümüzün azgın firma ve markalarının kendilerine güvenleri artık tam. Burunlarındaki zincirden kurtulup Çin geneyi yediler. Bizleri de ayıcıkları gibi karın tokluğuna dans ettirip duruyorlar. Kırk yıllık yara bandını sevimli renklerle ve hayvancık ve çiçek desenleriyle bile üretecek kadar uyanıklaştılar. Kısaca herifler iyi iş görüyorlar doğrusu.

Makalenin devamını okumak için Nisan 2019 sayımızı anlaşmalı bayilerimizden ya da web sitemizden online olarak satın alıp okuyabilirsiniz. 

Online Dergimizi Satın Almak İçin - Online Dergi
Size En Yakın Bayi İçin  - Bayilerimiz