İstanbul’un Latin kralları

626 Okunma
 Konstantinopolis’in 1204-1261 yılları arasında yaşadığı bir devre vardır ki belki de şehir tarihinin en karanlık dönemine denk düşer. Bu dönemde başa geçen beş kral zamanında şehir haşmetini büyük ölçüde yitirmiştir. Şehirlerin ecesi olarak anılan Konstantinopolis, tam bir harabeye dönmüştür.
 1095 yılında Papa II. Urbanus’un Fransa’nın Clermont şehrinde yaptığı çağrı ile temelleri atıldığı kabul olunan Haçlı Seferleri genel itibariyle İslam dünyasını harabeye çevirmiştir. Ancak bu seferlerden dördüncüsü amacından sapmış ve Kudüs yerine Ortodoks dünyasının kalbi olan Konstantinopolis’e yönelmiştir. Şehir 1204 yılında gerçekleşen kuşatmaya dayanamayarak Haçlıların eline düşmüştür. Haçlılar kendi memleketlerindeki düzene benzer bir feodal yapıyı yeni ele geçirdikleri Ortodoks dünyasının kalbinin attığı bu topraklarda da kurmaya çalışmışlardır. Bu yazıda Latin işgali sırasında Konstantinopolis’te hüküm süren beş kralın ilginç hikâyesini anlatmaya çalışacağım.
 Aslında Bizans açısından yıkımın ilk işaretleri daha 12. yüzyıl başlarında kendini göstermiş ancak hemen hiç kimse Tanrı’nın ve Hz. Meryem’in himayesinde olan bu şehrin bir gün Romalıların elinden alınacağını düşünememişti. Batıda, önceleri Bizans’ın mutlak egemenliğini kabul eden Macarlar, Bulgarlar ve Sırplar bağımsız hareket etmeye başladıkları gibi Bizans’ın başına değişik sorunlar da çıkarmaktaydılar. Anadolu’ya giren Türkler ise Bizans’ın elindeki en zengin eyaleti kontrol altına alırken buradan gelen insan gücü ve yiyecek maddelerinin de önünü kesmişlerdi. Konstantinopolis halen önemli bir ticari merkez olmakla beraber bu işin kaymağını İtalyan denizci devletleri yemekteydi. İmparatorlar kendilerini hiçbir zaman güvence altında göremiyor, Bizans’ın önde gelen aileleri ya da kendi akrabalarına karşı daima tetikte bekliyorlardı. İşte böylesi bir ortamda şehir Latinlerin eline geçti.
 KONSTANTİNOPOLİS’İN LATİNLER TARAFINDAN İŞGALİ
Konstantinopolis ele geçirildikten ve imparator ile patrik şehri terk ederek İznik’in yolunu tuttuktan sonra bir iktidar krizi yaşandı. Bu krizin en temel nedeni imparatorun yerini alacak kişinin kimliği meselesiydi. Şehri ele geçiren güçler farklı unsurlardan oluşuyordu. Bunlar Fransız, Alman, Flaman, Lombardia ve Venedik bölgesinden kalkıp doğunun bu destansı başkentine gelmişlerdi. İşte bu gruplardan biri olan ve Belçika’nın kuzeyindeki Flanders bölgesinden gelen Baudouin ilk Latin imparatoru olarak 1204 yılında taç giydi. Bu seferin adeta organizatörü olan yaşlı Venedik doçu Enriko Dandolo da güvendiği bir din adamını patriklik makamına getirdi. Böylelikle Papa’nın da rüyaları gerçekleşmiş ve kendisine tam anlamıyla sadık bir patriği Konstantinopolis’e yerleştirmiş oluyordu. Lakin bu patrik hiçbir zaman için Ortodoks dünyasında kabul görmeyecek ve zamanla da İznik’te oturan patrik, İstanbul patrikliğinin gerçek anlamda devamlılığını temin eden ruhani lider olarak kabul edilecektir. Bunun dışında Venedik, Bizans pastasından Epir sahilindeki Draç şehrini, Yunanistan’ın güneyinde bulunan Modon ve Koron kalelerini, Girit Adası’nı, Tekirdağ’ı, Ereğli’yi ve İstanbul’da hayli geniş bir mahalleyi işgal ediyordu. Baudouin doğal olarak Avrupa’da alışık olduğu hali ile ele geçen Bizans topraklarını sefere katılan soylular arasında paylaştırma yoluna gitti. Bunlar kendisine vasal yemini ettikten sonra bölgelerine gidiyorlardı. Yeni krallığın en büyük eksiği aynı zamanda en çok ihtiyacı olan şeydi ki bu da merkezî otoriteydi.
...
Makalenin devamını dijital ve basılı dergimizden okuyabilirsiniz. Paros Dergisini anlaşmalı bayilerimizden ya da web sitemizden online olarak satın alabilirsiniz.
Online Dergimizi Satın Almak İçin - Online Dergi
Size En Yakın Bayi İçin  - Bayilerimiz