Pera: Şeytanın kaybolduğu yer… (4. Bölüm)

991 Okunma
 Şehirler gibi binalar da içinde yaşayan insanlar kadar zamanın toplumsal ve ekonomik koşullarından etkilenen birer canlı organizma gibidirler. Hem barındırdıkları insanların karakteristik yapısını yansıtır hem de zamanın şartları uyarınca değişime uğrarlar. Nitekim 16. yüzyıl itibarı ile sefaretler kademeli olarak buraya ilk yerleşim izni alan Fransızların ardından hem yangınlardan hem de Galata mahallelerindeki şaşaalı yaşam tarzlarından rahatsız olan muhafazakâr Müslümanların tepkisinden kaçmak için Pera denen tepelere yerleşmeye başladılar. Gerek görkemli sarayları, gerekse hareketli yaşam şartları ile buraya çok farklı ve çok özel bir sosyokültürel ve mimarî bir kimlik kazandırdılar. 1800’lerde artık burada 10’a yakın sefaret kurulmuş, çok sayıda tüccar semtte yaşamaya başlamıştı. Sefirler beraberlerinde getirdikleri sanatçılar ve mimarlarla hem sefaretlerinin görkemine artılar kazandırdılar hem de ressamların tabloları, çizimleri, o dönem İstanbul’unun profilini tarihe yansıtan tek kaynak oldular.
 Bu sanatçıların birçoğu esamesi bile okunmadan şehri terk etti ama mesela kral XIII. Louis’nin saray ressamı Simon Vouet’nin 1611’de dönemin sefiri ile İstanbul’a geldiği bilinir. Onun haleflerinden Comte de Ferriol, Valencialı ressam Jean-Baptiste Vanmour’u yanından ayırmaz. 1533’te Hollanda sefirinin sadık gölgesi ve ünlü ressam Peter Bruegel’in de kayınpederi olan Pieter Coecke van Aelst ise bize barış içindeki imparatorluğun ilk yansımalarını bırakır: Huzurlu tabiatın içinden geçen karavanları karşılayan güzel köylü kızlar, yaslı cenaze alayları veya bayram eğlenceleri...
 XVII. asırdan itibaren ressamlar artık çizim ve krokilerden vazgeçip yağlı boya eserler vermeye başlar. Jean Etienne Liotard, Antoine de Favray ve nihayet 1857’de İstanbul’a gelip, hatta Sultan’ın mecidiye madalyası ile onurlandırılan Hovhannes Aivazian nam-ı diğer Ayvazovski gibi... Zamanla “Boğaz ressamları” diye bilinen bu sanatçılar iki türlü eser verir: Öncelikleri olan sefaret tezyinleri yanında elit sınıfın ihtiyaçlarına cevap verirken, daha sonraları sadece resim alanında değil, edebiyat, müzik, tiyatro gibi alanları da etkisi altına alan Oryantalist yaşam modasına uygun eserler bırakırlar. Uzun süre burada yaşayıp Osmanlı hayatını romanlarında yansıtan Emile Zola gibi mesela...
BANKERLER
 Sefaretlerin kaçınılmaz ihtiyacı çeviri olunca, Venedikli, Cenevizli, Rum kökenli tercümanlar da bu çevreye yerleşerek büyük prestij kazandılar. Zenginleştiler, ticarete başladılar ve öyle büyük tüccarlar, bankerler oldular ve mali açıdan zayıflamış olan hazineye bile borç para vermeye başladılar. Pera’da yaşamış bankerlerden Edouard Blacque, Alléon, Baltazzi, Agopian, Mavrocordati, Christiaki ve neredeyse İstanbul’un tamamına sahip ünlü aile Zarifi’leri sayabiliriz.
 ...

Makalenin devamını dijital ve basılı dergimizden okuyabilirsiniz. Paros Dergisini anlaşmalı bayilerimizden ya da web sitemizden online olarak satın alabilirsiniz.
Online Dergimizi Satın Almak İçin - Online Dergi
Size En Yakın Bayi İçin  - Bayilerimiz