Slow Food: Yönetsel bir yaklaşım

80 Okunma
 Slow Food hareketi kendine sembol olarak “Salyangoz”u seçer. Hayat içinde sürekli yiyerek ağır ağır ilerleyen salyangoz, bir anlamda insanoğlunun yolculuğunu da temsil eder. Yavaş, temkinli ancak kararlı ilerler, cüssesinden beklenmeyecek mesafeler aşar, aynı zamanda geçtiği yerlerde iz bırakır. Slow Food hareketi de aynı sembolü salyangoz gibi, çıkış noktasından bugüne inanılmaz mesafeler kat eder, izini takip edenleri yanıltmaz.
 “Slow Food” adı kimi zaman yanlış ya da eksik anlaşılmaktadır. İngilizce Slow/Yavaş ve Food/Yemek, Yiyecek kelimelerinin birleşmesinden doğan kelimenin sadece Fast Food yemeği protesto eden bir hareket olduğu zannedilir. Bu hareket, uluslar ötesi endüstriyel Fast Food zincirlerine karşı çıkmak olarak özetlenemez.
 Slow Food sanıldığı gibi ağır ağır pişirilmiş bir yemeği, tadına vara vara, yavaş yavaş yemekten ibaret bir keyif anlayışı da değildir. Gelip geçici “zevk” odaklı bir akım olmanın çok ötesindedir. Elbette Slow Food’un amaçları arasında, giderek hızlanan hayatı normal ritmine döndürerek yavaşlatmak bulunur. Toprağın sunduğu, insanoğlunun asırlar boyunca damıttığı lezzetlerin zevkine varmak, eşsiz lezzetlerin doya doya tadını çıkarmak, doğal olarak bu hareketin tam da kalbinde yatar. İnsanoğlunun tarih boyunca oluşturduğu lezzet dünyasını hiçe sayarak tat zevkini aynılaştıran, yerel lezzetlerin giderek yok olmasına yol açan çokuluslu şirketlerin “Hızlı Yemek” zincirlerleriyle mücadele etmek elbette hareketin başlıca hedefleri arasındadır. Bu yolda çocukları tat ve gıda konusunda bilinçlendirmek ve onları Fast Food bağımlısı nesiller olmaktan alıkoymak çok önemli bir çıkış noktasıdır.
...

Makalenin devamını dijital ve basılı dergimizden okuyabilirsiniz. Paros Dergisini anlaşmalı bayilerimizden ya da web sitemizden online olarak satın alabilirsiniz.
Online Dergimizi Satın Almak İçin - Online Dergi
Size En Yakın Bayi İçin  - Bayilerimiz