Türk sinemasının ilk gayrimüslim kadın oyuncusu: Rozali Benliyan

86 Okunma
 Hangi zümrenin mensubu olursa olsun fark etmez, zarafeti ve çekici güzelliğiyle birçok erkeğin kalbini fethetmişti. Sayısız platonik aşkı vardı, bunların başında Prens Saadettin gelirdi. Kendisine vadedilen zümrüt yüzüğü kabul ettikten sonra sahibine neden iade etmişti? Sahnede hiçbir oyuncu arkadaşı onu, rolün gerektirdiği gibi dudaklarından öpemezdi. Daha bu ve bunun gibi niceleriyle dolu, merak uyandıran çarpıcı bir yaşam öyküsüne sahipti Rozali Benliyan. Onu vazgeçilmez yapan ise Türk sinemasının ilk konulu filmi olan Himmet Ağa’nın İzdivacı’nda (1914) başrol oynamasıydı. Özellikle eşi Arşak Benliyan ile birlikte kurucusu olduğu Benliyan Heyeti’nde yıllarca oyunculuk yapmış, Leblebici Horhor Ağa operetindeki Fatine rolündeki ihtişamıyla hafızalara kazınmıştı. Ayrıca öylesine etkileyici fevkalade bir ses tonuna sahipti ki, kendisine has siluetiyle bakışlarından göz süzüşlerine kadar, tüm içtenliğini katarak izleyicisine tesir ederdi. Benliyan Heyeti’nin son tenoru olan Vahram Balıkçıyan’a göre ise 1912 yılında çekilen Börekçi Kızı ve Besa adını taşıyan iki kayıp filmde daha oynamıştı. Türk sineması edebiyatında bir ilk olan bu çalışmamda sizlerle birlikte Rozali Benliyan’ın tarihsel sanat serüveni üzerine yoğunlaşıp, mevcut filmlerin hangi koşullar altında çekildiğini inceleyeceğiz.
ARŞAK BENLİYAN’IN İLK DÖNEMLERİ:
TULUATTAN OPERETE GEÇİŞ
 
Çalışmamızın odağında yer alan Benliyan Heyeti, tarihî süreç içerisinde gerek bireysel, gerekse toplumsal açıdan önemli bir retorik taşıyordu. Osmanlı azınlığı tiyatro tarihinin 1890 - 1923 yıllarını kapsayan bir bölümü Arşak Benliyan’ın dönemi olarak geçer çünkü kendisi bir bakıma Serovpe Benliyan’ın kurucusu olduğu Benliyan Heyeti’nin bir devamı gibiydi.
 Serovpe Benliyan hayatını kaybedince heyet de perdelerini kapatmak zorunda kalmıştı. Bu dönemde genç bir oyuncu adayı olan Arşak Benliyan ise henüz 12 yaşlarındayken ülkenin modern kesimine hitap eden entelektüel bir tiyatro topluluğunda, oyunları ücretsiz izleme karşılığı kostüm taşımacılığı yapıyordu. 26 yaşındayken kendi tiyatro heyetini kurmaya karar vermiş fakat Güllü Agop’un 1862 yılında padişahtan aldığı, İstanbul’da bir tek kendisinin tiyatro açabilmesi fermanıyla kısıtlanıp, mecburen oratoryo şeklinde icra ettiği tuluata ve ibiş rollerine yönelmişti.
 Arşak Benliyan komedi alanında kendince bir statü sağlarken aynı zamanda tiyatro dünyası içerisinde fark yaratmak istiyordu. Buradaki turnesi bittikten sonra Bulgaristan’a giderek oyuncu arayışına girdi. Tesadüfen bir gün sokakta cambazlık yaparak geçimini kazanan bir babayla kızına rastlamıştı. Rozali adını taşıyan bu genç kız, şarkılarını o kadar içten ve samimi bir şekilde söylemişti ki Benliyan ona hayran kalıp, heyetine dâhil etmek istemişti. Buna şiddetle karşı çıkan kızın babası, tehlikeli bir akrobasi gösterisi sırasında hayata veda edince, yalnız kalmanın tahakkümüyle teklifi kabul eden Rozali ise artık Benliyan’ın en önemli kadın oyuncusu olmuştu.

İSTANBUL ODEON’DAKİ İLK TEMSİL: LEBLEBİCİ HORHOR AĞA OPERETİ
 
Anayasanın ilan edilmesiyle birlikte Reşat Rıdvan Beyin davetiyle İstanbul’a gelirler. 1910 yılının 30 Kasım tarihli Püzantion gazetesinde “Siz Sevgili Musikişinaslar, Arşak Benliyan ve 40 kişiden oluşan değerli ekibi çok yakında Odeon’da Leblebici Horhor Ağa operetini sergileyeceklerdir.” haberi yayımlanır. Horhor Ağa’yı Arşak Benliyan, Fatine’i Madam Rozali, Bostancıbaşı’nı Bedros Baltazar, Cingözü de Yervant Tolayan sahneler. Karnik Stepanyan, Batı Ermenileri Tiyatro Tarihi kitabında, “Salonun yarısından fazlası Osmanlı seyircileriydi, bir kısmı da Yahudi ve Bulgar’dı. Herkes rolünü çok iyi oynamıştı ama özellikle Madam Rozali, temsilin sonunda tekrar tekrar sahneye davet edilmiş ve alkışlanmıştı.” ifadeleriyle o günü anlatır.
 Artık Rozali, heyetten aldığı destekle günden güne tiyatro severlerin ilgi odağı olur. Dikran Çuhacıyan’ın Leblebici Horhor Ağa eserinin dışında Türk operetlerinde; Kese Kâğıt, Arif’in Hilesi, Musahipzade Celal Bey’in yazdığı İstanbul Efendisi ve Lale Devri; Himmet Ağa’nın İzdivacı, Memiş Çelebi, Ali Baba, İki Fidan Bir Yılan, Aşçıbaşı Tosun Ağa, Nasreddin Hoca, Pembe Kız, Ah Şu Karım (Çarşılı Artin Ağa’nın adaptasyonu), Arşın Mal Alan... Yabancı operetlerde ise; Matmazel Nitüş, Clairette’in 28 Günlük Askerliği, Değirmenci Kız, Karnaval Kokozları, Çağdaş Fürsten, Oynak Viktorin gibi eserlerde oynayarak kendisini geliştirir. (Balıkçıyan, 1951). Pek çok kez sahnelenen bu operetlerde, rolleriyle bir kompozisyon oluştururdu. Kendine has üslubuyla hanımefendi rollerinde, sahneye adım attığı andan itibaren gerçekten de bir hanımefendiydi. Özel hayatında da çevresindekilere bir hanımefendi intibaını bırakırdı.
 Seyircileri ve dinleyicileri onu ne kadar sevdiyseler, bir o kadar da ondan çekinirlerdi. Aslında eğitimli bir sanatkâr olmamasına karşın role girme kabiliyeti çok yüksekti. Sahnede bir artısı daha vardı, Türk oyunlarını sergilerken çeşitli tiplere girerek oyunları zenginleştirirdi. Konservatuar eğitimi yoktu, sadece kısa süreliğine de olsa Reşat Rıdvan Bey’in rahle-i tedrisatından geçmişti. Yani Rozali tıpkı bir konservatuarlı aktristin ehemmiyetiyle inandırıcı mizansenler tasvir ederdi. Bu geniş ve süregelen ilginin sebebi ise onun tek başına sahneyle olan ilişkisindendi. Zaten kendisine özgü türetmiş olduğu bir metot oyunculuğu ve yeteneğiyle keşfettiği saptamaları vardı.
...

Makalenin devamını dijital ve basılı dergimizden okuyabilirsiniz. Paros Dergisini anlaşmalı bayilerimizden ya da web sitemizden online olarak satın alabilirsiniz.
Online Dergimizi Satın Almak İçin - Online Dergi
Size En Yakın Bayi İçin  - Bayilerimiz