Urartulardan Günümüze Van ve Çevresi

224 Okunma

Seyahatler insanın hayat yolunda ektiği tohumlardır. Ben de Paros’un geçen seneden beri başlatmış olduğu kültür turları sayesinde filizleniyorum adeta. Yaşamış olduğumuz Kars, Ani şehri macerasının ardından bu sene Van Gölü çevresinde bulunan, tarihten bize göz kırpan yerleri ve elbette Ahtamar’ı ziyaret etmek kaçınılmaz olmuştu.

 Henüz kültür karmaşalarının ve kavgalarının yer almadığı, medeniyetlerin birlik içinde yaşadığı dönemin izlerinde iki gece üç gün boyunca doya doya Anadolu’yu hissetmek ve günümüze ışık tutan uygarlıklara selam vermek için tur rehberimiz İlker Bey’le birlikte Cumartesi sabah İstanbul’dan Van’a doğru havalandık. Van’a gidilir de meşhur Van kahvaltısı sofrasına oturulmaz mı? Biz de öyle yaptık ve Van kahvaltısı eşliğinde kendimizi uçsuz bucaksız Van Gölü’nün kucağına bıraktık.

Birçok uygarlığa ev sahipliği yapmış olan Van Gölü, oralıların dilinde Van Denizi, o denli büyük bir şekilde süzülmüştü ki gölün kenarına iner inmez bugüne dek bildiğim bütün gölleri unuttum.

YEDİ KİLİSE’DEN KALANLAR

Göl kıyısında yaptığımız kahvaltı sayesinde iyice enerji depoladıktan sonra denizleri kıskandıran gölü ardımızda bırakarak otobüsümüze atlayıp yoğun tempomuzun ilk durağına; Erek Dağı eteklerine kurulmuş olan Surp Varak Manastırı’na doğru yola koyulduk. Yukarı Bakraçlı Köyü’nde bulunan bu bölgenin adı her ne kadar Yedi Kilise olarak anılsa da aslında beş kilise, bir jamadun, kütüphane ve çan kulesinden ibaretmiş. Bizi birçok yeri yıkılmış halde karşılayan Meryem Ana Kilisesi’nin içine girdiğimizde, 1915 dönemi öncesinde çekilmiş olan eski fotoğraflarla karşılaşınca, zamanında manastırın ne denli görkemli olduğuna tanık olduk.

Yazımızın devamı için Paros Kasım sayısını bayilerden istemeyi unutmayın. 

Paros Dergisini çok yakında web sitemizden satın alarak okuyabileceksiniz.

Bayilerimiz için tıklayın!